İranlı Oscar sahiplerinden ABD’ye çağrı: “Askerî müdahale ahlaki bir sorumluluk”

2023’te Oscar kazanan İranlı sinemacılar Hossein Molayemi ve Shirin Sohani, İran’da yaşananların artık bastırma değil “kitlesel yok etme” olduğunu savunarak uluslararası toplumu, özellikle ABD’yi, askerî müdahaleye çağırdı.

  • ü
  • 15 Ocak 2026
  • ü
  • Kültür

Shirin Sohani ve Hossein Molayemi (Fotoğraf: Frederic J. Brown / AFP)

İranlı yönetmenler Hossein Molayemi ve Shirin Sohani, TheWrap’te yayımlanan konuk yazılarında, İran’da yaşananların başlıklara ya da istatistiklere indirgenemeyecek bir ulusal trajedi olduğunu belirtti. Yazıya göre ülke genelinde silahsız siviller onur, özgürlük ve hayatta kalma talebiyle sokaklara çıkarken, güvenlik güçlerinin canlı mermiyle kalabalıklara ateş açtığı, insanların meydanlarda vurulduğu ve cesetlerin ortadan kaybolduğu iddia ediliyor.

Yazarlar, internet ve telefon hatlarının bilinçli biçimde kesildiğini; bunun hem ailelerin birbirine ulaşmasını engellediğini hem de yaşananların dünyaya yansımasını önlediğini savunuyor. Bu iletişim karartmasına rağmen İran içinden gelen güvenilir raporların, en az 12 bin kişinin sokaklarda öldürüldüğüne işaret ettiği belirtiliyor. Metinde, gerçek sayının daha yüksek olabileceği; rejimin cesetleri gizlediği, aileleri sindirdiği ve kayıtları tahrif ettiği ileri sürülüyor. Molayemi ve Sohani’ye göre bu tablo, baskının ötesinde, sistematik bir yok etme anlamına geliyor.

Konuk yazıda ekonomik çöküşe de geniş yer veriliyor. On yıllara yayılan yolsuzluk, yönetim krizi, nükleer programın yarattığı izolasyon ve yaptırımlar sonucunda ortalama aylık gelirin 100–150 dolar seviyesine düştüğü, yoksulluğun artık yapısal hâle geldiği ifade ediliyor. Yazarlar, barışçıl değişim yollarının tamamen kapatıldığını; protestoların mermiyle karşılandığını ve halkın “kozmetik reformlar” değil, sistemin sona ermesini talep ettiğini vurguluyor.


Bu haberler de ilginizi çekebilir:

 

Metinde ayrıca uluslararası medyada “sahte muhalefet” olarak tanımlanan aktörlerin anlatıyı daraltmaya çalıştığı, talepleri yalnızca başörtüsü ya da sınırlı kadın hakları çerçevesine sıkıştırdığı öne sürülüyor. Sahadaki gözlemlere dayanarak, kalabalıklar içinde Veliaht Prens Rıza Pehlevi adının açıkça dile getirildiği ve bunun geçiş süreci için bir liderlik tercihini yansıttığı iddia ediliyor.

Yazarlar, hiçbir halkın yabancı askerî müdahaleyi arzulamadığını kabul etmekle birlikte, “devlet kendi halkına savaş açtığında” müdahalesizliğin tarafsızlık değil suça ortaklık olduğunu savunuyor. Bu nedenle uluslararası askerî müdahalenin “yalnızca bir zorunluluk değil, ahlaki bir sorumluluk” olduğu görüşünü dile getiriyorlar.

Hossein Molayemi ve Shirin Sohani, 2023’te In the Shadow of the Cypress adlı yapımlarıyla Akademi Ödülleri’nde En İyi Kısa Animasyon Oscar’ını kazanmıştı.

İran Özelinde Sanatta Muhaliflik Ne Anlama Geliyor?

İran’da sanatta muhaliflik, estetik bir tercih ya da bireysel bir politik duruştan çok, doğrudan varoluşsal bir risk alanı anlamına geliyor. Devletin kültür üzerindeki sıkı denetimi nedeniyle sinema, müzik, görsel sanatlar ve sahne sanatları; sansür, yargılama, hapis ve sürgünle sürekli karşı karşıya. Bu nedenle muhalif üretim, çoğu zaman dolaylı anlatım, metafor ve sembolik dil üzerinden ilerliyor; sanatçı için ifade, aynı anda hem tanıklık hem direniş işlevi görüyor.

Bu tablo son dönemde daha da sertleşti. İranlı yönetmenler Cafer Penahi ve Muhammed Resulof, sosyal medyada yayımladıkları ortak açıklamada, internet ve telefon kesintilerini “aşikâr bir baskı aracı” olarak nitelendirerek, protestoculara uygulanan şiddetin görünmez kılınmaya çalışıldığını savundu. Uluslararası topluma, insan hakları kuruluşlarına ve medyaya “İran’da yaşananları izleme ve halkın iletişim kanallarına erişimini sağlama” çağrısı yaptılar. Penahi, propaganda suçlamasıyla gıyabında hapis cezası almış bir yönetmen olarak, ülkesine dönme iradesini sürdürürken; Resulof, aldığı hapis cezasına karşı temyiz süreci devam ederken ülkeyi terk etmek zorunda kaldı ve Avrupa’da sürgünde yaşıyor.

Diasporada üreten sanatçılar için de muhaliflik, kamusal tanıklığın bir biçimi. İranlı muhalif kadınların portreleriyle tanınan, Birleşik Krallık yurttaşı multidisipliner sanatçı Soheila Sokhanvari, “Bu bir protesto değil, devrimdir” diyerek uluslararası baskının önemine dikkat çekti. Uzun süredir Fransa’da sürgünde yaşayan oyuncu Gülşifte Ferahani, sosyal medyada protestocuların direnişini görünür kılan paylaşımlarla bu tanıklığa katıldı. Britanyalı komedyen Omid Djalili ise güvenlik güçlerinin gerçek mermi kullandığı koşullarda bile sokaklardaki karşı koyuşun videolarla belgelendiğini vurguladı.

Müzik alanında muhaliflik daha doğrudan bir hedef hâline geliyor. Rapçi Toomaj Salehi, Mahsa Amini sonrası protestolara verdiği destek nedeniyle defalarca tutuklandı; “devlete karşı propaganda”, “ulusal güvenliği bozma” gibi suçlamalarla yargılandı. Ailesi ve yakınları işkence iddialarını gündeme taşırken, uluslararası dayanışma eylemleri Berlin gibi kentlerde sokağa taştı. Bu örnekler, İran’da sanatın yalnızca ifade değil, örgütleyici bir kamusal güç olarak algılandığını gösteriyor.

Bütün bunların arka planında, Kültür ve İslami Rehberlik Bakanlığı’nın izin rejimi, konser ve etkinlik iptalleri, sosyal medya ve uydu yayınlarının izlenmesi gibi kurumsal baskı mekanizmaları yer alıyor. İran İnsan Hakları Merkezi’nin aktardığına göre her sanatsal etkinlik için resmî izin zorunlu; bu da sanatın büyük ölçüde yeraltına itilmesine yol açıyor. Sonuç olarak İran özelinde sanatta muhaliflik, bir “tür” ya da “tema” değil; bedeli olan bir eylem, çoğu zaman hapis, sürgün ya da sessizlikle sınanan bir etik tutum anlamına geliyor.

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER