Asgari yaşam…

Erdoğan'ın "ekonomistliğini" konuşturup ülkeyi sürüklediği uçurumun dibinden bildiriyorum. Evet bir uçurum var, henüz devlet düşmedi oraya ama milyonlarca kişi o çukurun dibinde debeleniyoruz. Yaşıyor muyuz? "Asgari" seviyede. O da sayılırsa...

Beyoğlu İstiklal Caddesi (FOTOĞRAF: YASİN AKGÜL / AFP)

Halihazırda yurt dışında yaşıyor ve bu yazıyı okuyorsanız, 2026 Türkiye’sinde yaşamak nasıl bir şey merak ediyor musunuz? Size manzarayı biraz tarif edeyim…

28 bin liralık asgari ücretle bırakın geçinmeyi, Türkiye’de hayatta kalmayı dahi düşünemezsiniz. Ne kiranızı ödeyebilirsin bu ücretle, ne market alışverişinizi yapabilirsiniz, ne de çocuklarınızı okutabilirsiniz. Devletin size layık gördüğü “asgari yaşamı” zoraki sürdürmekten başka çareniz de yoktur.

Türkiye’de şu an yaşam o kadar pahalı ki en temel ihtiyaçlarınız dahi lükse dönüşebilir. Misal ekmek alacaksanız, öyle sağlığıma dikkat ediyorum diyerek tam buğday ekmekleri alamazsınız. En azından her gün alamazsınız. Beyaz ekmeği dahi istediğiniz yerden alamazsınız. En ucuzunu bulmak zorundasınız. Belediyelerin halk ekmek büfelerini gözlemek zorundasınız.

Eskiden yoksul kesimlerin gidebildiği BİM’ler, A101’ler, ŞOK’lar var ya hani; çoğu kimse için onlar bile artık “lüks” olmuş durumda. Orta gelir grubundakilerin “üç harfli marketler” diyerek küçümsediği o marketlerde satılan yoğurdu, sütü, yumurtayı alamayan milyonlar var.

KIRMIZI ET… UZAK BİR HAYAL

Bazen görürüz, Türkiye’deki ortalama kırmızı et tüketiminin Avrupa’ya göre ne kadar düşük olduğuna dair haberleri. Kırmızı et şu an Türkiye’de alt sınıfları geçtim orta sınıflar için bile lük olmuş durumda. 1000 liranın altında düzgün bir et alamazsınız. Şöyle çoluk çocuk iyi bir akşam yemeği yiyelim deseniz cebinizden sadece kırmızı et için en az 2000 bin lira çıkmak zorunda. Yani maaşınızın önemli bir kısmını sadece buna ayırmak zorundasınız. Peki varsa kredi borcunuz, kredi kartlarınız, faturalarınız ne olacak? Ya bir de kiracıysanız nasıl yaşayacaksınız?

Yılbaşı öncesi görmüşsünüzdür muhakkak, Antep fıstığının taneyle satıldığına dair haberleri. Evet yalan değildi o haberler. Antep fıstığı çok büyük lüks artık. Kuruyemişin her çeşidi lüks. Asgari yaşama mecbur bırakılmışsanız kuruyemiş keyfi gibi lüks keyiflerden uzak durmanız gerekir.

Süt, süt ürünleri ve yumurta peki? En ucuzu neredeyse onları bulmak zorundasınız. “İyisi olsun” derseniz, maaşınızın bilmem kaçtan kaçına denk gelen oranların cebinizden çıkmasını göze almak zorundasınız. Öyle çeşit çeşit peynir dönemleri biteli çok oldu. BİM’in, A101’in kendi markalarının peynirleri dahi “fazla” geliyor çoğu zaman. Bilinmeyen, belki de bir süre sonra “tağşiş listesinde” karşılaşabileceğiniz daha ucuz markalara yönelmek zorundasınız.

“DIŞARIDA YEMEK” Mİ?

Ne dediniz, dışarıda yemek mi? O çoktan lükse dönüştü zaten. Bakmayın siz öyle AKP’lilerin ve yandaşlarının “her yer dolu” demelerine. 85 milyon insanın yaşadığı ülkede bırakalım da 20 milyon rahat rahat istediğiniz yapabilsin değil mi? Peki kalan 65 milyon ne yapıyor sizce? Ayda bir kere çocuğunu bir AVM’nin berbat kokularla dolu yemek katındaki ucuz bir Hosta tavuk döner yedirebiliyorsa bir ebeveyn kendini şanslı saymalı. Her gün AVM’leri, kafeleri, lokantaları, restoranları dolduran 20 milyonun yanında bir 10 milyon da “arada bir” parası oldukça, veya maaş aldıkça giden kesim var. Milyonlarca insan içinse dışarıda yemek geçmişte kalmış uzak bir hatıra artık. Maaşı aldıkça gidebilecek durumu bile yoktur. Giderse, bütçesinde büyük bir kara delik açılacağını bilir çünkü…

Peki, nasıl hayatta kalacaksınız Erdoğan Türkiyesi’nde? Bol bol makarna yiyerek, bütçenizin önemli bir kısmını nohut, bulgur, kuru fasulye, patates ve soğana yatırarak. Bu saydıklarıma maaşınızın önemli bir bölümünü yatırırsanız, “asgari yaşamın” önemli bir gereğini yerine getirmişsinizdir demektir. Çünkü bunlarla hayatta kalırsınız, aç kalmazsınız, çoluk çocuğunuz “bir yemek var” duygusundan fazla uzaklaşamaz. Olur da canı köfte, kavurma, sucuk ya da dışarıda gördüğü dönerden isterse bir bahane bulup eve yollanmalı; karınlarını doyuracak öğünü önlerine koymalısınız. Böylece hem can sıkıcı sorulardan kurtulursunuz hem de doymuş olursunuz.

Erdoğan’ın “ekonomistliğini” konuşturup ülkeyi sürüklediği uçurumun dibinden bildiriyorum. Evet bir uçurum var, henüz devlet düşmedi oraya ama milyonlarca kişi o çukurun dibinde debeleniyoruz. Yaşıyor muyuz? “Asgari” seviyede.

Biliyorum, kendi şartlarınıza Türkiye’deki şartları anlamanız oldukça zordur ama “her şey yolundaymış gibi” davranmak da bizim için çok anlamsız artık. Hiçbir şey yolunda değil. Yaşamıyoruz. Sadece hayatta kalıyoruz. Hepsi bu…

Velev'i Google Haberler üzerinden takip edin

ÖNERİLEN İÇERİKLER