Cafer Penahi, 'Yek tasadef sadeh' (It Was Just an Accident, 2025)
ABD’nin Houston kentinde düzenlenen Festival of Films from Iran, bu yıl programından çok yarattığı politik yankıyla gündeme geldi. İran’da resmî izin olmadan çekilen ve ülkede yasaklı kabul edilen Cafer Penahi’nin (Jafar Panahi) It Was Just an Accident adlı filmi, festivalin en çok konuşulan gösterimi oldu. Film, yalnızca estetik tercihleriyle değil, yönetmeninin hukuki ve politik konumuyla birlikte okundu.
Houston Chronicle’a göre festival yönetimi, Penahi’nin filmini programa alırken “sanatsal değer” gerekçesinin ötesinde bilinçli bir tutum benimsedi. Gösterim, İran’daki ifade özgürlüğü ihlallerine dikkat çeken bir eylem alanı hâline geldi; izleyiciyle film arasında alışılmış festival mesafesi ortadan kalktı.
Penahi, İran’da 2022’de rejim karşıtı propaganda suçlamasıyla hapis cezasına çarptırılmış, daha sonra şartlı tahliyeyle serbest bırakılmıştı. Hakkındaki film yapma ve ülke dışına çıkma yasağı ise sürüyor. Bu nedenle Houston’daki gösterim, yönetmenin fiziksel olarak katılamadığı ama sinemasının güçlü biçimde varlık gösterdiği bir karşılaşma olarak kayda geçti.
Festival kapsamında düzenlenen söyleşilerde ve izleyici buluşmalarında, Penahi’nin filminin “yasaklı” statüsü sık sık vurgulandı. Gösterim öncesi yapılan konuşmalarda film, bireysel bir sanat üretimi olarak değil, devlet baskısına karşı kolektif bir tanıklık olarak tanımlandı. Böylece festival salonu, sinema perdesinin ötesine taşan politik bir mekâna dönüştü.
Bu haberler de ilginizi çekebilir:
Cannes’da Altın Palmiye’yi İranlı yönetmen Cafer Penahi’nin filmi aldı
Cafer Penahi: İran’ın değişim için Trump’a ihtiyacı yok
İran, ödüllü yönetmen Cafer Penahi’yi bir yıl hapse mahkûm etti
Bu örnek, güncel sinemada bazen filmin kendisinden çok, filmin dolaşıma girdiği koşulların haber değeri taşıdığını bir kez daha gösteriyor. Penahi’nin filmi, Houston’da yalnızca izlenmedi; sansür, sürgün ve direnç başlıklarıyla birlikte yaşanan bir olaya dönüştü.
1960 yılında İran’ın Mianeh kentinde doğan Cafer Penahi, çağdaş İran sinemasının en önemli ve en tartışmalı yönetmenlerinden biri olarak kabul edilir. Abbas Kiarostami’nin öğrencisi ve asistanı olarak sinemaya adım atan Penahi, daha ilk uzun metrajı The White Balloon (Beyaz Balon, 1995) ile Cannes’da Altın Kamera kazanarak uluslararası dikkat çekti. Bu erken başarı, onun sinemayı gündelik hayatın içinden, yalın ama politik bir dille kuracağının da işaretiydi.
Penahi’nin filmleri çoğu zaman sıradan insanların küçük görünen ama yapısal sorunlara açılan hikâyelerine odaklanır. The Circle (Daire, 2000), Crimson Gold (Kızıl Altın, 2003) ve Offside (Ofsayt, 2006) gibi yapımlar, özellikle kadınların, yoksulların ve sistem dışına itilmiş bireylerin yaşadığı baskıları görünür kılar. Bu filmler İran’da sansürle karşılaşırken, uluslararası festivallerde ödüllerle karşılandı; Penahi’nin adı, estetikten çok politik cesaret kavramıyla birlikte anılmaya başladı.

Cafer Penahi, 78. Cannes Film Festivalinde… (Nicolas Genin/Abaca Press – Depo Photos)
2010 yılında İran’da “rejim karşıtı propaganda” suçlamasıyla yargılanan Penahi’ye film yapma, senaryo yazma ve ülke dışına çıkma yasağı getirildi. Ancak bu yasak, üretimini durdurmadı. Yönetmen, evinde ve dar mekânlarda çektiği This Is Not a Film (Bu Bir Film Değildir, 2011) ve Taxi (Taksi Tahran, 2015) gibi yapımlarla, yasakların kendisini de filmin konusuna dönüştürdü. Bu filmler, sinemanın yalnızca bir anlatı değil, aynı zamanda direniş biçimi olabileceğini gösterdi.
Cafer Penahi bugün, fiziksel olarak birçok festivalde yer alamasa da, filmleriyle küresel sinema kamusunun merkezinde durmayı sürdürüyor. Onun sineması, İran bağlamını aşarak, sansür, ifade özgürlüğü ve sanatın sınırları üzerine evrensel bir tartışmanın parçası hâline gelmiş durumda.
Bir filmin yasaklı olması, çoğu zaman estetik özelliklerinden çok dolaşım koşullarını belirler. Devlet sansürü, seyahat yasağı ya da üretim kısıtlaması altındaki filmler, festival programına alındıklarında sıradan bir gösterim olmaktan çıkar; gösterim anı, başlı başına politik bir eyleme dönüşür. Bu tür filmler izlenmekten çok, tanıklık edilmek üzere salona girer.
Cafer Penahi örneğinde olduğu gibi, yönetmenin fiziksel olarak orada bulunamaması bile filmin etkisini azaltmaz; aksine, yokluk hissi gösterimin anlamını yoğunlaştırır. Seyirci, yalnızca bir hikâyeyle değil, o hikâyenin neden yasaklandığıyla da yüzleşir. Böylece festival salonu, sinemanın estetik alanından çıkarak kamusal bir tartışma mekânına evrilir.
Bu nedenle yasaklı filmlerin uluslararası gösterimleri, çoğu zaman filmin içeriğinden bağımsız olarak haber değeri taşır. Burada “haber”, filmin ne anlattığı değil; hangi koşullarda, kime rağmen ve nasıl dolaşıma girdiğidir. Sinema, bu anlarda temsil aracı olmaktan çıkar; doğrudan bir eylem biçimi hâline gelir.
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
