Ne katı akılcılık ne de kör literalizm… Eş‘arîlik, Sünnî düşüncenin denge arayışıdır.
Eş‘arîlik (İng. Ashʿarism; Alm. Ascharitentum; Fra. Ashʿarisme), Sünnî İslâm düşüncesi içinde gelişmiş, akaid ve kelâm ekollerinden biridir. Adını kurucusu kabul edilen Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî’den alır.
Bu ekol, vahyi (nakil) esas almakla birlikte, vahyin anlaşılması ve savunulmasında aklı meşru ve gerekli bir araç olarak kabul eder. Ancak akıl, Eş‘arîlik’te bağımsız bir hüküm kaynağı değil; naklin hizmetinde ve onun sınırları içinde işleyen bir imkândır.
Eş‘arîlik, hicrî IV. (X.) yüzyılın başlarında Basra’da ortaya çıkar. Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî, uzun yıllar mensubu olduğu Mu‘tezile ekolünden ayrılarak, Sünnî inancı hem bid‘at fırkalara hem de aşırı akılcı yorumlara karşı savunmayı amaçlayan yeni bir kelâm yöntemi geliştirir.
Zamanla Eş‘arîlik, özellikle Şâfiî ve Mâlikî çevrelerde, ardından Selçuklu ve Osmanlı coğrafyasında güçlü bir kabul görür. İmamü’l-Haremeyn el-Cüveynî, Gazzâlî, Fahreddin er-Râzî gibi isimlerle birlikte Eş‘arîlik, yalnızca savunmacı bir kelâm olmaktan çıkar; sistemli bir düşünce geleneğine dönüşür.
Eş‘arîlik, büyük ölçüde ortak bir akaid çekirdeği paylaşsa da, tarihsel seyri içinde aynı ekolün içinde farklı telakkilerin ortaya çıkmasına engel olamamış bir kelâm geleneğidir. Bu yüzden “Eş‘arîliğin görüşleri” denildiğinde, çoğunluğun benimsediği esaslar kadar, bazı kritik başlıklarda beliren ayrışmaları da hesaba katmak gerekir. Özellikle metot bakımından mütekaddimîn (erken dönem) ile müteahhirîn (sonraki dönem) Eş‘arîleri arasında belirgin bir fark oluşur: erken dönemde kelâmcılar, itikadî esasları aklî ilkelerle teyit ederken nakli geri plana itmeden yorumlamayı hedefler; duyular ötesini duyulur olana kıyas etme, sebr ve taksim gibi yöntemlerle delillendirme yapar. Sonraki dönemde ise istidlâl tarzı giderek klasik mantık çizgisine yaklaşır; felsefî kültürün etkisiyle, bazı isimlerde aklın konumu belirgin biçimde güçlenir ve nasların yorumu daha “sistematik” bir akıl yürütme düzeni içinde ele alınır.
Eş‘arîliğin ulûhiyyet ve bilgi anlayışının merkezinde, insanın hakikate ulaşabileceği fikri yer alır. Bilgi kaynakları genel olarak duyular, akıl ve haber şeklinde düşünülür; duyular sınırlıdır, akıl istidlâl yoluyla teorik bilgi üretebilir, “haber”in kesinlik kazanması ise tevâtür gibi güvenilir aktarım şartlarına veya doğruluğu mûcize ile ispatlanan peygamber haberine bağlanır. Kimi isimler keşf ve tecrübeyi önemsemiş olsa da, bu yaklaşım ekolün ana gövdesinde “genel kabul” haline gelmez. Tabiat tasavvurunda ise Eş‘arî geleneğin önemli bir kısmı atomcu bir çerçeve kurar: kâinat hâdistir; cevher ve arazlardan oluşur; varlıkların sürekliliği Allah’ın sürekli yaratmasına bağlıdır. Bu anlayış, daha ileri bir noktada, varlıklar arasında zorunlu sebep-sonuç bağını reddeden âdet/iktiran yaklaşımına ulaşır: ateşin odunu “zorunlu olarak” yakması değil, o anda Allah’ın yakma ve yanma fiillerini yaratması söz konusudur; insanların “sebep-sonuç” diye bildiği şey, tekrar eden düzenin zihinde yerleşmesiyle oluşan bir alışkanlıktır.
Allah’ın varlığına ulaşmada Eş‘arîlerin çoğu aklî istidlâli mümkün ve hatta yükümlü insan için gerekli görür; bu bağlamda hudûs ve imkân delilleri, ayrıca düzen ve amaç boyutunu öne çıkaran gaye-nizam (ihkâm ve itkān) çizgisi önemli yer tutar. İlâhî sıfatlar meselesinde Eş‘arîlik, tevhidi zedelemeden sıfatları temellendirme çabasıyla “sıfât-ı meânî” yaklaşımını geliştirir: Allah’ın hay, âlim, kādir, mürîd oluşu kuru bir adlandırma değil; bu isimlerin işaret ettiği mânaların zâta nisbetiyle düşünülmelidir. Haberî sıfatlar (vech, yed, istivâ, nüzûl gibi) alanında ise ekol içinde iki eğilim belirir: çoğunluk, teşbih ve cisimlendirmeden kaçınmak için te’vile yönelir; bazı isimler ise Selef çizgisine yakın bir ihtiyatla te’vilden kaçınmayı tercih eder. Fiilî sıfatlar konusunda yaygın yaklaşım, bunların zâtla kāim ezelî sıfatlar değil, kudretin taalluku ile ilişkili biçimde “hâdis” sonuçlar doğurduğu yönündedir; bu bağlamda Eş‘arîlik, Mu‘tezile’nin “Allah için aslah zorunludur” fikrine karşı çıkar ve ilâhî fiilleri insan aklıyla kurulmuş bir hikmet zorunluluğuna mahkûm etmenin tehlikesine dikkat çeker.
Kader ve insan fiilleri başlığı, Eş‘arî geleneğin hem en tanınan hem de en tartışmalı alanıdır. Ekol, yaratmanın yalnızca Allah’a ait olduğunu vurgular; kulun fiilleri ise “kesb” kavramıyla açıklanır. Ne var ki “kul kudretinin fiile etkisi” konusunda Eş‘arîler arasında farklı teoriler ortaya çıkar: bazıları kul kudretinin fiile etkisini sınırlı biçimde kabul ederken, bazıları insanın özgürlüğünü “görünürde” bırakan daha cebrî bir yoruma yaklaşır. Müteahhirîn devrinde bu tartışma yeniden yoğunlaşır; kimi âlimler insanın fiillerinde mecburiyet boyutunu daha açık ifade ederken, bazıları sorumluluğu temellendirecek bir denge arar. Nübüvvetin ispatında temel dayanak mûcizedir; yine de bazı isimler epistemolojik ve sosyolojik açılardan ek açıklamalar getirir. Âhiret bahislerinde ise nasların bildirdiği berzah ve âhiret halleri genel çerçevede zâhirî anlamıyla kabul edilir; ayrıntılarda (ruh-beden ilişkisi gibi) iç tartışmalar vardır. İmâmet konusu ise Eş‘arî kelâm literatüründe çoğunlukla Şiî iddialara cevap bağlamında ele alınır; devlet başkanının seçimle belirlenmesi ve Hulefâ-yi Râşidîn’in meşruiyeti vurgulanır.
Son olarak, Eş‘arîlik tarih boyunca hem dışarıdan hem içeriden eleştirilmiştir. Selefî çevreler ekolü te’vil kapısını fazla aralamakla; Mu‘tezilî ve Şiî düşünürler bazı ulûhiyyet ve özgür irade sonuçlarıyla; bazı filozoflar ise yöntem tutarlılığıyla tartışmıştır. Buna rağmen Eş‘arîlik, Sünnî dünyada yüzyıllar boyunca “nakli korurken aklı devreye sokan” ana damarlardan biri olmayı sürdürmüş; her eleştiri, onun içindeki denge arayışının ne kadar zor bir zeminde kurulduğunu da göstermiştir.
► Eş‘arîlik ile Selefîlik arasındaki temel fark nedir?
Selefîlik, nasların zahirine sıkı sıkıya bağlı kalırken, Eş‘arîlik gerektiğinde te’vile başvurur.
► Eş‘arîlik aklı mı yoksa vahyi mi önceleyir?
Vahyi. Ancak aklı, vahyin savunusu ve açıklaması için vazgeçilmez görür.
► Allah’ın sıfatları Eş‘arîlik’te nasıl ele alınır?
Sıfatlar gerçektir ve kadîmdir; ancak keyfiyeti bilinemez. Teşbih ve tecsim reddedilir.
► İnsan fiillerinde özgür müdür?
İnsan fiilleri kesb yoluyla kazanır; yaratma Allah’a aittir. Bu, Eş‘arîliğin denge arayışının merkezidir.
► Eş‘arîlik felsefeye karşı mıdır?
Hayır. Felsefeyi reddetmez; ancak sınırlandırır. Metafizik iddiaların vahyi aşmasına izin vermez.
Eş‘arîlik doğrudan popüler kültürün konusu olmasa da, akıl–iman gerilimini işleyen birçok modern anlatıda dolaylı izleri görülür. İnanç ile sorgulama arasındaki salınım, Eş‘arî yaklaşımın güncel karşılıklarından biridir.
Akademik tartışmalarda, ilahiyat fakültelerinde ve çağdaş din–bilim polemiklerinde Eş‘arîlik, hâlâ orta yolcu bir referans noktası olarak anılır.
Eş‘arîlik, İslâm düşüncesinde denge fikrinin kurumsallaşmış hâlidir. Ne aklı mutlaklaştırır ne de onu bütünüyle devre dışı bırakır. Bu yönüyle, çatışma değil uzlaşma, kopuş değil devamlılık üretir. Sünnî düşüncenin tarihsel sürekliliğinde bu yüzden belirleyici bir rol oynamıştır.