Hollywood’daki satın alma savaşları çoğu zaman finans tablolarında okunur; bu kez satır aralarına seçim sonrası Washington’un gölgesi de düşüyor.
Deadline’ın bugün yayımladığı yazı, Trump’ın Netflix’in Warner Bros. Discovery’yi alma hamlesine karşı çıktığı iddiasını yeniden gündeme taşıdı.
Somut tablo ise şirketlerin resmî yazışmalarında daha net. Reuters’a göre Warner Bros. Discovery yönetimi, Paramount Skydance’ın 108,4 milyar dolarlık teklifini “aşırı borçlanmaya dayalı” bularak reddetti ve Netflix’in 82,7 milyar dolarlık anlaşmasını “daha yüksek kesinlik” gerekçesiyle öne çıkardı. Bu çerçevede Paramount’un planının kapanış sonrası 87 milyar dolara varan borç yükü yaratabileceği uyarısı, tartışmanın merkezine yerleşti.
AP’nin aktardığına göre hissedarların Paramount teklifine “pay tender” için önünde 21 Ocak’a kadar süre var; aynı haberde, her iki senaryonun da ciddi antitröst (rekabet) incelemesiyle karşılaşacağı ve siyasetin sürece dâhil olacağı vurgulanıyor.
Bu haberler de ilginizi çekebilir:
Bu noktada “Trump karşı” manşeti tek başına belirleyici olmayabilir; yine de anlaşmanın kaderi artık yalnızca “kaç milyar dolar” sorusuna bağlı görünmüyor. Düzenleme, rekabet ve politik iklim, Hollywood’un yeni güç haritasını birlikte çiziyor.
ABD’de antitröst (rekabet) yasaları, yalnızca fiyatları değil, kültürel çeşitliliği ve anlatı dolaşımını da korumayı amaçlar. Sinema ve dijital platformlar söz konusu olduğunda bu yasalar, tek bir şirketin hem üretim hem dağıtım hem de gösterim zincirini kontrol etmesini sınırlamayı hedefler. Netflix–Warner Bros. Discovery hattında yaşanan tartışmanın merkezinde de tam olarak bu mesele yer alıyor.
Uzmanlara göre, böylesi bir birleşme yalnızca pazar payı açısından değil, hangi hikâyelerin üretileceği ve hangilerinin görünmez kalacağı sorusunu da beraberinde getiriyor. Bu nedenle ABD Adalet Bakanlığı ve Federal Ticaret Komisyonu, sinema ve streaming sektöründeki büyük anlaşmaları artık yalnızca ekonomik değil, kamusal etki başlığı altında da değerlendiriyor.
Trump’ın bu sürece siyasi bir aktör olarak müdahil olması ise tartışmayı farklı bir düzleme taşıyor: Antitröst artık yalnızca hukuk ve ekonomi meselesi değil; kültür endüstrisinin kimin elinde şekilleneceğine dair bir güç mücadelesine dönüşüyor.
Netflix, kurulduğu günden bu yana kendisini bir “dağıtım platformu” olarak tanımladı; ancak son on yılda bu tanım giderek yetersiz kaldı. Bugün Netflix’in temel meselesi yalnızca içerik sunmak değil, içeriğin kaderini baştan sona kontrol edebilmek. Bir stüdyo satın alma isteğinin arkasında da bu stratejik ihtiyaç yatıyor.
Geleneksel Hollywood yapısında stüdyolar, fikrin geliştirilmesinden prodüksiyona, dağıtımdan yan gelir modellerine kadar tüm zinciri yönetir. Netflix ise bugüne dek bu zincirin büyük bölümünü dışarıdan kiraladı: bağımsız yapımcılar, ortak stüdyolar, geçici anlaşmalar. Bir stüdyo sahibi olmak, Netflix’e fikrî mülkiyet üzerinde kalıcı hâkimiyet, arşiv gücü ve uzun vadeli gelir istikrarı sağlar.
Ayrıca streaming rekabeti artık “daha çok içerik” değil, daha sürdürülebilir içerik yarışına dönüşmüş durumda. Lisans süreleri sona eren yapımlar, rakip platformlara kayabiliyor; oysa stüdyo çatısı altındaki üretim, platformun belleğini ve kimliğini sabitleyebiliyor.
Kısacası Netflix, bir stüdyo satın alarak yalnızca katalog genişletmeyi değil, Hollywood’un klasik güç modeline kalıcı biçimde dâhil olmayı hedefliyor.
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
