Halep'in Şeyh Maksut bölgesinde yaşayan Kürtler mahallelerini tahliye etti. (Fotoğraf: OMAR HAJ KADOUR / AFP)
Türk medyası bir yıldan uzun süredir devam eden yeni çözüm sürecine çok da candan yaklaşmasa da savaş çığırtkanlığını zoraki geride bırakmak zorunda kalmıştı. MHP’nin süreci başlatan taraf olması, Erdoğan’ın dirense de desteği, medyaya da yön çizmişti.
Savaş uçağı uçuramayan, tank süremeyen, İHA kamerasından etrafı gözleyemeyen medyanın sesi içine kaçmış bu hali son Halep gündemi ile esas eski günlerine dönmüş durumda. Hazine bulmuş gibi sevinçle, keyifle saldırıyorlar. Onlar nasıl başlıklar öyle, nasıl haberler, nasıl haberler.
Manşetleri roket gibi Şeyh Maksut’a iniyor, köşe yazıları ağır ağır ilerleyen tanklar misali Kurt güçlerinin arasına dalıyor, haberleri kurşun misali Halep’in sokaklarından sekiyor. Aylardır “teröristlere” gününü gösterememenin acısıyla var güçleriyle yükleniyor medya.

Halep’in Kürtlerin çoğunlukta olduğu bir bölgesine yönelik saldırılar derin acılar bıraktı. (Fotoğraf: OMAR HAJ KADOUR / AFP)
Bu savaş açlığı başka bir açlığa benzemiyor. Dudakları çatlamış, içleri kavrulmuş halde “savaş savaş” diye dolanıyorlar. Sosyal medyalarından, köşe yazılarından, haberlerinden, Suriye uzmanı edalı yorumlarından taşan bu savaş açlığı uzun süredir biriktirdikleri cerahatın vıcık vıcık şekilde ortalığa saçılmasından ibaret.
Baksanıza yandaş Yeni Şafak’a, Sabah’a; muhalif Sözcü’ye, Cumhuriyet’e, Halk TV’ye, nasıl da iştahla “Suriye ordusu” dedikleri kafa keseninden ateşe verenine kadar geniş bir yelpazede eleman bulunduran HTŞ haberlerine ve dillerine! Yok birbirlerinden farkları. Başından beri çözüm süreci bozulsun diye adeta yırtınan Şamil Tayyar’a ne demeli peki? Onun içini ancak Suriye’de peynir ekmek gibi dağıtılan bir “tümen komutanlığı” soğutur. Bu gidişle gazetecilikten komutanlığı terfi eder.
Savaş, kan, silah ve ölüm arasında barışı konuşmak oldukça tehlikeli. Bizim ülkemiz bunun sayısız acı örneği ile dolu. Anında “hain” ilan edilebilir, “terörist destekçisi” olmak işten bile değildir. Hatta hevesli bir muhbire denk gelirseniz sırf “durdurun bu çılgınlığı” dediğiniz için kendinizi demir parmaklıkların arkasında bulabilirsiniz.

Türkiye’de modern anlamda bir medya yok. İktidarların, çıkar odaklarının ve her türlü silahlı gücün payandası aparatlar var. Maalesef. Ne halk adına denetim görevini yapabilen bir medya var, ne de her türlü savaş politikasının karşısında sivilliği savunacak bir anlayış.
Apoletli gazetecilik Türkiye’de her zaman iş yapıyordu kuşkusuz. Fakat bu dönemki kadar pespaye, Kürdün adının dahi geçtiği her olayda direkt karşıtı desteklemenin örneği var mı bilmiyorum. IŞİD barbarlığı da savunulabilir Kürdün karşısında, El Kaide zorbalığı da, tekfircilik de.
Halep’te kim ne kazanır, ABD ne yapar, Colani ne kadar ileri gidebilir kestirmek zor ama Türk medyası çoktan kaybedenler tarafına yazıldı bile. Halep oradaysa, medya çukurda…
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
