Lahor Sanat Konseyi (LAC), Perşembe günü (27 Kasım) Alhamra Sufi Festivali 2025’i açarak üç gün sürecek bir programın başlangıcını yaptı. Festival; tasavvuf geleneğinin kuşaklar boyunca süren etkisini, çağdaş sanatsal yaklaşımlarla birlikte görünür kılmayı amaçlıyor.
The Nation‘da yer alan habere göre; festivalin açılışı, Allah Baksh Sanat Galerisi’nde düzenlenen geniş kapsamlı bir sergiyle gerçekleşti. 65 sanatçıya ait 100’ün üzerinde eserin yer aldığı sergi, mekânı adeta tefekkür atmosferine dönüştürdü. Sembolik, figüratif, hat ve soyut işlerden oluşan seçki; adanmışlık, mecaz, sessizlik ve hakikat arayışı gibi temaları odağına alırken, klasik tasavvufi imgelemden ilham alan ışıklı formlarla da dikkat çekti.
Serginin açılışı Pencap Enformasyon Sekreteri Tahir Raza Hamdani tarafından gerçekleştirildi. Hamdani’ye, Naat okuyan Margoob Hamdani ve Alhamra’nın İcra Direktörü Mahboob Alam eşlik etti. Üçlü, eserleri ayrıntılı bir biçimde inceleyerek sanatçılarla sohbet etti. Hamdani, Alhamra’nın kültürel tanıtımda üstlendiği rolü övgüyle anarak, “Sufizmin zamanlar üstü değerleriyle insanları yeniden buluşturmak bugün kurumsal bir çaba gerektiriyor” dedi.
Mahboob Alam, sergiyi Pakistan’ın zengin Sufi mirasına bir saygı duruşu olarak nitelendirdi. Ona göre seçki, tanıdık tasavvufi kavramları çağdaş tekniklerle yeniden yorumluyor; ziyaretçilere ruhani kimlik, kültürel hafıza ve mistik geleneğin sanatsal itkileri üzerine düşünme çağrısı yapıyor.
Bu haberler de ilginizi çekebilir:
Festival yalnızca görsel sanatlarla sınırlı değil; programda geniş katılımlı bir panel de yer alıyor. “Pencap Sufi Şiirinin Mirası ve Gençliğe Mesajı” başlıklı oturumda Dr Sughra Sadaf, Dr Imdad Hussain, Dr Zakariya Zakir, Nain Sukh ve Yousaf Punjabi konuşacak. İkinci gün ise Alhamra Sahne Sanatları Akademisi’nin sunacağı Sufi müziği ile Raks-ı Derviş performansları gerçekleştirilecek; ardından Yousaf Punjabi’nin Sufi dansı ve ses sanatçısı Tehseen Sakina’nın uzun soluklu bölgesel geleneklere dayanan repertuvarıyla Sufi gecesi düzenlenecek.
Alhamra Sufi Festivali, sanat, performans ve düşünceyi bir araya getiren çok katmanlı bir kültürel deneyim sunmayı hedefliyor. Festivalin temel amacı, izleyiciyi birlik, içe dönüş ve ortak kültürel miras gibi Güney Asya tasavvuf geleneğinin merkezinde yer alan temalarla buluşturmak.
Sufi sanatı, tasavvuf geleneğinin ruhani derinliğini estetik ifade biçimleriyle bir araya getiren geniş bir yaratım alanıdır. Temel amacı, görünen dünyanın ötesindeki hakikate işaret etmek; insanın içsel yolculuğunu, aşkın duygusunu ve varoluşsal arayışını sanatın diliyle açığa çıkarmaktır. Bu nedenle Sufi sanatında görüntü ile anlam arasındaki ilişki daima çok katmanlıdır.
Tasavvuf düşüncesinin merkezindeki “aşk”, “fenâ”, “seyir”, “vahdet” ve “hakikat arayışı” gibi kavramlar görsel sanatlarda semboller, hat sanatında tekrar eden formlar, müzikte ritmik devranlar, dansta ise bedensel dönüşümle karşılık bulur. Minyatür geleneğinde semazen figürleri ya da mistik yolculuk sahneleri, hat sanatında Tanrı’nın isimleriyle oluşturulan dairesel kompozisyonlar, modern resimde ışık parçacıkları ve soyut spiral hareketler bu mirasın devam eden örnekleridir.
Sufi sanatı, salt estetik bir üretim değil; insanı kendi içine çağıran bir tefekkür biçimidir. Bu nedenle tarih boyunca hem saray kültüründe hem halk geleneğinde hem de çağdaş sanat çevrelerinde güçlü bir karşılık bulmuş, Güney Asya’dan Anadolu’ya, Orta Asya’dan İran coğrafyasına kadar geniş bir bölgenin ortak manevi dili hâline gelmiştir.
Güney Asya, tasavvufun yalnızca dini bir akım olarak değil; aynı zamanda kültürel, sosyal ve sanatsal bir yaşam pratiği olarak yerleştiği en önemli coğrafyalardan biridir. 12. yüzyıldan itibaren bölgeye ulaşan Çiştiyye, Suhreverdiye, Kadiriyye ve Nakşibendiyye gibi tarikatlar, toplumun farklı sınıflarını bir araya getiren kapsayıcı yapılarıyla dikkat çekmiştir. Bu öğretiler, Hindistan, Pakistan ve Bangladeş’te “sevgi, hizmet, misafirperverlik ve insanlık birliği” üzerine kurulu yerel tasavvuf kültürünü şekillendirmiştir.
Bölgedeki Sufi türbeleri — Ajmer Sharif, Sehvan Sharif, Data Darbar — yalnızca ibadet alanı değil; müzik, şiir ve toplumsal dayanışmanın merkezleri hâline gelmiştir. Qawwali geleneği, Hamd–Naat formları, derviş dansları ve halk şiiri, Güney Asya’nın tasavvufla yoğrulmuş kültürel hafızasını yansıtır.
Modern dönemde Amjad Sabri, Abida Parveen ve Nusrat Fateh Ali Khan gibi ustalar, tasavvuf müziğinin küresel ölçekte tanınmasına öncülük etmiş; Sufi temalarının çağdaş popüler kültürde de güçlü biçimde var olmasını sağlamıştır.
Güney Asya tasavvuf geleneği bugün hâlâ toplumsal birleştiriciliği, kültürel sürekliliği ve ruhani çeşitliliği temsil eden önemli bir kültürel damar olarak etkisini sürdürmektedir.
Alhamra Sanat Konseyi (Lahore Arts Council), Pakistan’ın kültürel yaşamında 1949’dan beri merkezi bir rol oynayan köklü bir kurumdur. Lahor’un kalbindeki bu kompleks, ülkenin modern sanat hareketine yön veren; tiyatrodan müziğe, resimden edebiyata kadar pek çok disiplini bir araya getiren bir kültür adası olarak bilinir.
Alhamra’nın mimari kimliği, Pakistan’ın modernist döneminin öncü isimlerinden Nayyar Ali Dada tarafından 1970’lerde tasarlanan kırmızı tuğla yapılarıyla belirginleşmiştir. Bu yapılar hem İslam mimarisinin geleneksel geometrisinden hem de modernist açıklık ve sadelik anlayışından beslenen karakteristik bir üslup sunar.
Konsey, yıl boyunca düzenlediği sergiler, tiyatro festivalleri, performanslar ve düşünce toplantılarıyla Lahor’un sanat üretimini beslerken, genç sanatçılar için de bir öğrenme ve sunum alanı yaratmaktadır. Alhamra Sanat Akademisi, uzun yıllardır Pakistan sahne sanatları geleneğinin yetiştirme alanlarından biri olarak kabul edilir.
Bugün Alhamra, geçmiş ile bugünü birleştiren bir kültürel köprü işlevi görüyor; tasavvuf geleneğinden çağdaş sanata kadar uzanan üretimleri destekleyerek Pakistan’ın çok katmanlı kültürel hafızasını görünür kılmaya devam ediyor.
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
