Görsel: Universal, Amazon, City Gallery
Yorgos Lanthimos’un yeni filmi Bugonia için seçilen fontun, 2013 yılında ölen Samoa-Yeni Zelanda asıllı yazı karakterinin Joseph Churchward’a ait “Churchward Roundsquare” olduğu ortaya çıktı. Bu yeniden keşif, Churchward’ın onlarca yıldır gölgede kalan yaratıcı mirasını gün ışığına taşıdı.
The Spinoff‘te yer alan habere göre; Churchward, bilgisayar yazılımlarını reddeden ve tüm fontlarını el ile tasarlayan bir sanatçıydı. Yaşamı boyunca yaklaşık 690 yazı tipi ürettiği, tasarımlarını karısının ve çocuklarının isimleriyle adlandırdığı biliniyor. Bu alfabetik çeşitlilik, modern dijital tipografi dünyasında nadir rastlanan bir el ustalığı örneğini temsil ediyor.
Bugonia’nın grafik tasarımcısı Vasilis Marmatakis, film için tipografi araştırması yaparken Te Papa müzesinin arşivlerinde Churchward’ın bir örneğini buldu. Churchward’ın kızından izin alarak fontu dijital hâle getirdi; film afişlerinden açılış jeneriklerine kadar Roundsquare’ı kullandı. Marmatakis, “Analog ama gelecekçi; monumental, keskin ve biraz tehditkâr” diyerek fontun filme kattığı havayı tanımlıyor.
Bu haberler de ilginizi çekebilir:
2008’de Wellington’daki Te Papa’da düzenlenen “Letter Man: Joseph Churchward’s World of Type” sergisi, sanatçının çalışmasını ilk kez geniş kitlelerle buluşturmuş; ardından başka sergiler, kitaplar ve Yayınlar ile Churchward’ın mirası koruma altına alınmıştı. Ancak Bugonia ile bu miras artık sinema ve popüler kültür düzeyinde yeniden gündeme geliyor — fontun geçmişten gelen “el yazısı estetiği” ile modern medyanın görsel gücünü birleştiren nadir örneklerden biri.
Sonuç olarak, Bugonia filmi yalnızca anlatısı ya da oyuncuları ile değil; tipografik seçimiyle de bir “tasarım nostaljisi” örneği oluşturuyor. Churchward’ın el emeğiyle çizdiği font, bir kez daha görünür hâle geliyor; bu sayede hem Yeni Zelanda–Samoa diasporasının hem de küresel tasarım tarihinin unutulmaz bir parçası yeniden canlanıyor.
Tipografi, sinemanın görünmez ama en etkili anlatı araçlarından biridir. Bir filmin adını taşıyan harflerin biçimi, ağırlığı, boşluğu ya da kıvrımı; hikâyenin tonunu daha ilk saniyede belirler. Bu nedenle bazı film başlıkları yalnızca bir tasarım tercihi değil, sinema tarihinin hafızasına kazınmış kültürel kodlardır. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Francis Ford Coppola’nın The Godfather (Baba) filmidir. Filmde kullanılan Corleone ailesinin kukla kontrol iplerini çağrıştıran ikon ve zarif serif yazı tipi, güç, düzen, gelenek ve gölge iktidar temalarını simgelemiş; o kadar etkili olmuştur ki yıllar içinde mafya anlatısının evrensel tipografik imzasına dönüşmüştür.
Sinema tarihinde tipografi çoğu zaman filmin türünü ve atmosferini izleyiciye sezdiren bir “kapı” işlevi taşır. Hitchcock’un Vertigosu için Saul Bass tarafından tasarlanan sarmal harfler, izleyiciyi bilinçdışının labirentine çağırırken; Star Wars’un ikonik “uzak galakside” açılış yazıları, anlatının mitolojik genişliğini duyuran bir ritüele dönüşmüştür. Wes Anderson’ın pastel tonlarla uyumlu simetrik font tercihleri, sinemasının naif, oyuncaklı ve nostaljik evrenine görsel bir bütünlük katar.
Tipografi ile sinema arasındaki bağ yalnızca estetik bir seçim değildir; aynı zamanda kültürel hafızanın taşındığı bir düzlemdir. Örneğin 1970’lerin grindhouse sinemasında kullanılan kirli, aşınmış harfler; sokak kültürü, düşük bütçe ve şiddet estetiğini temsil eder. 1980’lerin neon parlaklığındaki italik yazı tipleri ise techno kültürünü, tüketimi ve hız çağını yansıtır. Dijital dönemde Marvel evreninin her film için yeniden yorumladığı açılış logoları, tipografinin çağdaş blockbuster sinemasında bir “kimlik mühendisliği” unsuru hâline gelişini gösterir.
Bugün tipografi, film yapımının yalnızca başlangıç jeneriklerinde değil; afiş tasarımından streaming platformu arayüzlerine kadar sinema dilinin her katmanında belirleyici bir rol oynuyor. Bu nedenle doğru seçilmiş bir yazı tipi, bir filmin ritmine, ruhuna ve kültürel hafızasına katkıda bulunan sessiz ama güçlü bir aktör olarak kabul ediliyor. Sinema tarihinde yer eden birçok yapıt — The Godfather, Blade Runner, Pulp Fiction, Moonrise Kingdom — yalnızca sahneleriyle değil, harflerle kurduğu estetik dünya sayesinde de hafızalarda kalıcı oldu.
Velev'i
Google Haberler üzerinden takip edin
